Urfa'dan Geçmek...
Belkıs’ın sarayından doğuya baktığınızda yada Ezo Gelinin köyünden doguya yöneldiğinizde adım adım farklı bir coğrafyaya ilişir göz bebekleriniz. Fırat Şaddul Arab'a akar… toprak aynı topraktır, su aynı sudur, insan aynı insandır. Fakat bir başkalık vardır hissedersiniz. İçinizden geçer, İbrahim (as) yürümüş belli ki… Birecik karşılar sizi Urfa il sınırlarına kavuştuğunuzda. Sabah erken saatlerdir. Pozantı yaylasında gece vakti içinizi titreten soğuk yoktur. Güneş bir mızrak boyu yükselmiştir ve ısınmıştır biraz yeryüzü… kaçak sri lanka çayından sonra, asırlardır orada duran bir köprüden Birecik’e geçersiniz. Fırat çoşkunca akmaktadır. Ve gönlünüze yansımaktadır bu coşkunluk. Birecik bir başkadır. Çok kalmazsınız orada geçip gidersiniz o şirin ilçeden. E-5 ten akarsınız Harran ovasına. Birecik’ten çıktığınızda çöl gibi bir toprak ve fıstık ağaçlarıyla ilerlersiniz, Suruç az ötededir. Suruç Urfa’ya giriş bileti gibidir. Yan tarafta öyle küçük çatısız evler ve sıcak…
Birecik’ten itibaren içinizi kaplayan heyecan yavaş yavaş kalp çarpıntısına dönmektedir. Rivayet odur ki yâre dairdir Urfa. Nemrud’u hiç hissetmezsiniz. Yok olmuştur artık. Fakat herkesin bir Nemrudu vardır kendi içinde. Kendinizi ateşe atarsınız kimi zaman. İyimser olmak gerekirse pervaneyim der yanarsınız. Şüphe varsa bittiğinizin resmidir. Daha olmadı yandığınıza yanar ve Nemrud’un kızına atarsınız bütün kabahati… ve içinizde tutuşan ateş sizi bir katre suya muhtaç eylediğinde, “Ocağım söndü nasıl beladır, bıraktı gitti bu ne devrandır, Dünya gözümde Kerbeladır” dersiniz… Su olmasa da seraba muhtaçsınızdır.
Sonra otobüs ilerlerken o engin ovada, uzaktaki dumanlı dağlarda ceylanları arar gözleriniz. Ceylan gözlü yare hasret bir arayış gibidir bu. Urfa dağlarında gezer bir ceylan… Ve her dert kendi içinde büyüktür, cihanı da yakar sizi de… Ceylan gezme bu dağlarda, seni avlarlar. Ceylan dinlememiştir ozanı ve avlana avlana bitmiştir dağlarda… Artık Ceylanpınar’da çitler arkasında korunmaya alınmışlardır. Ceylan senin gibi yüreğim yare. Bir yavru kaybettim anam kaşları kara. Ve bir anne sızısı gibidir artık toprak. Yavru kaybedilmiştir. Kaderin kazasında ancak ceylana sitem edebilirsiniz. Ceylan bulmadın yavrumun derdine derman…
Derken köhne bir akaryakıt istasyonunda otobüsünüz kısa bir mola verir ucuz mazot için. İnersiniz beş dakika da olsa ayakta durmak istersiniz. Çünkü onbeş saat otur otur bir haller olmuştur bedeninize. Tabakasını çıkarıp tütün saran bir adama ilişir gözleriniz. Kavruk bir Anadoluludur. Rençberdir, ırgattır yüzyıllardır bu topraklarda. “Ağam da şimdi gelir” aslında bir tereddüttür puşisine bürünmüş kavruk yüzlü adam için. Kaç mevsim harmanda yorulmuştur bedeni. Bire beş harmanın derdi ile kanaatkardır. Toprakla hem hal olduğundan teslimiyeti bilir. Gök vermezse bereketini yerde ne biter ki? Bilir. Yağ ey, toprağımı merhametinle sula, filizlensin gönlümün güzel yanı… kuru bir dalım ve yeşert beni bahar gibi bir yeşille… adam puşisini boynundan çıkarıp başına sarmıştır ve bir düğüm atıp tarlasına yönelmiştir.
Suruç arkada kalmıştır. Urfa çok yakındır. Tepelerin arkasındadır. Paşanın Urfa’ya gelmesine az kalmıştır. Birkaç tepe daha aştığınızda, çatısız evler görünmeye başlar. Taş yapılar taş taş örülen bir gönle benzer. Ve “Urfaya paşa geldi.” Herkes sorar “iyi de Urfaya paşa niye geldi?” ve aslında bir eliniz hep boştadır… Urfa urfa içindedir. Kavrulursunuz yağ içinde. Ellerin yari gelmiştir ve sizinki yoktur içinde… Urfa yarin içindedir yar Urfa’nın içinde… Yarin ellerine bıraktığınız teslimiyeti bulursunuz Urfa içinde. İhanet yoktur ve ateşe atılırsınız. Hayrolsun diyerek… Putlarınızı kıracak bir baltadır Urfa’da yar… Ve sürekli bir arınmaya ihtiyaç duyar insan. Yapmadıklarınıza bile tövbe edersiniz.
Yar Urfayı taşır özünde bilirsiniz. Sanki yüzyıllar önce burada yürümüştür. Adımlarını hissedersiniz bütün zamanların üstünde. Ciğerinizi kebap eyleyen bir acı sarıverir içinizi. Aman aman yar sana heyran… can siye gurban… Tambura rebap olmuştur ve her telinde ayrılığın farklı tınılarını bulursunuz, her perdede her sözde… Oysa yardır aranan, beklenen. Ördek suya dal da gel, yardan haber al da gel, eğer yarim gelmez ise tut kolundan al da gel… Kapı çalar sonra. Bekleyen olunca insan her kapı tıkırtısına kulak kesilir. Kapıyı çalan kimdir, aç bakim gelen kimdir,yaram derine düştü, belki gelen hekimdir… Hekim çare değilse de umuttur belki...
Biraz ötede Urfa kalesini görürsünüz. Otobüs penceresinden görebileceğiniz sadece kaledeki sütunlardır. Sütunların hemen altında Balıklı Göl vardır, orada olduğunu bilirsiniz ve Ayn-ı Zeliha. Kalenin altında bir mağara vardır. Kaleden Balıklı Göle kadar bir tünel gibidir. Kale altı mağara,iplik sardım tarağa,ben dedim yakın olam, felek saldı ırağa… Otobüs ilerler ve Urfa arkanızda kalmaya başladığında Karaköprü’de bulursunuz kendinizi. Karaköprü narlıktır, güzellik bir varlıktı, şal aba giyinenler sevdiğine layıktır. Karaköprüde artık nar bahçeleri yoktur. Apartmanlar ve alış veriş merkezleri bine bin veren narın yerini almıştır. Bu yeni yetme binaları gözleriniz görse de silersiniz bir an tahayyülünüzde. Otobüs hızla ilerler çevre yolunda ve içinizi acıtan yüksek binalar bir gazel düşürür dilinize.
tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-i ah kaldı
tevessül dilber-i yare benim arzum nigah kaldı
derunum derdini lokmana gösterdim dedi eyvah
bu derdin def'ine çare eder ancak Allah kaldı
kara günlerde mi halkeylemiş bilmem beni mevla
tutuldu şems-ü kamer günlerim pek simsiyah kaldı
perişan halıma hiç kimselerden olmadı imdad
benim arzetmediğim şah veziri padişah kaldı
bu rıf'at varını yaran uğruna eyledi yağma
elinde sade bir keşkül başında bir küllah kaldı
Urfa arkada kalmıştır, gönlünüz arkada kalmıştır. Otobüs hızla ilerler. Sanki yetişmek istediği bir yer var gibi acelecidir. Hilvan'dan geçer, Siverek'e erişirsiniz. Diyarbakır'dan önceki son duraktır, beş dakika kalınacak ve inenler ineceklerdir otobüsten. Şalvarları ve mor puşileriyle Siverekliler işlerinde güçlerindedir. Siverek içinde Karacadağ'ın kara taşlarından örülmüş bir han vardır ve yeryüzünün en güzel kebaplarını yaparlar orada bilirsiniz sonra Siverek Kal'a'sı gelir gözününüz önüne ve yine bir türkü düşer içinize...
Bu kala ne kaladır
Etrafı Kerbeladır
Ölüm Allah'in emri
Ayrılık ne beladır...
Siverek'ten de ayrıldıktan sonra Urfa il sınırı bitmiştir ve Urfa'dan geçmişsinizidir. Yazdıklarınızı okur ve ne kadar da eksik dersiniz kendinize...






